18 Şubat 2011 Cuma

Meyve ve Sebzeleri Kurutarak İhraç Ediyorlar

Ankara'nın jeotermaliyle ünlü Kızılcahamam ilçesinde faaliyet gösteren bir firma, mevsiminde jeotermal enerji kullanarak kuruttuğu karpuz, çilek, domates, elma, portakal gibi meyve ve sebzeleri ABD ve Avrupa ülkelerine gönderiyor.

Taze Kuru Gıda AŞ sahibi Nusret Yurter, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Anadolu'da yüzyıllardır yapılan kurutmalıkların, artık modern teknoloji kullanılarak daha hijyenik ve sağlıklı bir şekilde hazırlanabildiğini söyledi.
 
Türkiye'nin dört bir yanında iyi tarım uygulamalarıyla yetiştirilen meyve ve sebzeleri alarak Kızılcahamam'da kurdukları tesise getirdiklerini ifade eden Yurter, meyve ve sebzeleri hiçbir katkı maddesi kullanmadan, temiz ve hijyenik olarak kapalı ortamda kuruttuklarını belirterek, ''Anadolu'nun dört bir yanında kadınlarımız özellikle yaz aylarında yetişen sebzeleri ve meyveleri güneşte kurutarak kış ayları için hazırlarlar. Biz de tesisimizde sebze ve meyveleri jeotermal enerji kullanarak kapalı ortamlarda kurutuyoruz'' dedi.
 
Yurter, piyasada çok sayıda kurutulmuş ürüne rastlanabildiğini, şeker veya katkı maddeleri bulunan bu ürünlerin genellikle güneşte veya elektrikli sistemler kullanılarak kurutulduğunu belirterek, şunları kaydetti:
''Ancak bizim yöntemimizle kurutan yok. Taze Kuru Gıda İşleme Teknolojisi sisteminde güneş yok, açık hava yok, böylelikle toz yok, mikrop yok, maya ve küf yok, aflatoksin yok. Herhangi bir katkı maddesi kullanmıyoruz. Ağartıcı, tatlandırıcı da kullanmıyoruz. Meyveyi doğal halinde kesiyoruz, dilimliyoruz, kurutma tünellerimize koyuyoruz. Sıcak hava sirkülasyonunda kuruyor ürünlerimiz. Daha hijyenik şartlarda ve hijyenik koşullarda kurutuyoruz. Kurutma sistemimiz sayesinde aflatoksin riskini yendik. Aflatoksin sıfır.
İhracata yönelik çalışıyoruz. Özellikle ABD ile çalıştık. Avrupa ülkelerinden de siparişler alıyoruz. Almanya ve Fransa istiyor. Gelen talepler üzerine tesisimizi genişlettik. Devletten de destek aldık. Normal şartlarda kurutması oldukça zor olan karpuz, kavun, çilek gibi meyveleri bile kurutabiliyoruz. Elma, armut, şeftali, kivi domates de kuruttuğumuz ürünler arasında. Özellikle kavun ve karpuzu kurutuyoruz çünkü buna yurtdışından çok talep var. Kavun, karpuzun olmadığı ülkeler var. Yaşını göndermek çok sıkıntılı, bu nedenle kurusu daha çok talep görüyor.
 
Hangi ürün istenirse rahatlıkla kurutabilecek bir sistemimiz var. Her ürünü mevsiminde kurutuyoruz. Şu an portakal greyfurt elma mevsimi onları kurutuyoruz. Yaşı varken kurusunu kimse istemez. Yaz meyvelerini kışın, kış meyvelerini yazın satıyoruz. Karnabahar, dereotu, pırasa, brokoli gibi sebzeleri de işliyoruz. Patlıcan, biber zaten bizim kültürümüzde var. Yurtdışından gelen bazı kurutulmuş meyveler var ama onların çoğunda katkı maddeleri ve şeker var. Bizimki ise tamamen doğal.''
 
Yurter, tesislerinde günlük minimum 500 kilogram kuru ürün elde edebildiklerine dikkati çekerek, ''Son yıllarda dünyada sağlıklı yiyeceklere olan talep git gide artıyor. Amacımız yenilenebilir kaynakların ekonomik değerini yükseltirken, tüketicilere sağlıklı ve katkısız ürünler sunarak katma değer ortaya koymak'' dedi.

Mısır şurubuyla yapılan gıdalar kronik hastalıkları salgına dönüştürüyor

Mısır şurubuyla yapılan gıdalar kronik hastalıkları salgına dönüştürüyor.


Üç tehlikeli beyaz olarak bilinen 'un, şeker ve tuz'un insan sağlığına etkisi tartışılırken, daha az maliyetle elde edilen ve gazozdan çikolataya, hamur tatlıları ve pek çok üründe kullanılan nişasta bazlı şeker (mısır şurubu) ile yapılan gıdalar uzmanlara göre kronik hastalıkları salgına dönüştürüyor. İçeriğinde fruktoz olan mısır şurubu yerine pancar şekeri kullanılması tavsiye ediliyor.

Ziraat Mühendisleri Odası Kayseri Şube Başkanı Fahrettin Açıkgöz, tokluk hissi vermeyen ve kanserden kalp hastalıklarına ve karaciğer yetmezliğine kadar birçok kronik hastalığa yol açtığı ileri sürülen nişasta bazlı şekerin, Fransa, Hollanda ve İngiltere'de yasaklandığını söyledi. Bağımsız bilim adamlarının, 'mısırdan elde edilen nişasta bazlı şekerlerin yüksek oranda fruktoz, meyve şekeri bulundurması ve fruktozun tokluk hissi uyandırmaması, aksine yedikçe yedirmesinden dolayı mısır şurubunun insan sağlığını tehdit ettiğini açıkladıklarını kaydeden Açıkgöz, "Bilimsel verilere göre çay şekeri olarak bilinen sakaroz 74 birim, mısır şurubu olarak bilinen fruktoz ise 173 birim tatlılığa sahip. Son araştırmalar, şekerli gıdalara olan bağımlılığın, uyuşturucu veya uyarıcılara oranla daha fazla olduğu tartışmalarını gündeme getirdi. Normal şekere oranla daha tatlı olan fruktozun, bilinen ve tartışmasız kabul edilen en önemli etkisi, beyinde tokluk hissini uyarmıyor olması. Tıp otoriteleri, fruktozlu gıda ürünlerinin şişmanlatıcı etkisi üzerinde hemfikir. Bağımsız bilim adamları, fruktozun obeziteye ve metabolik sendroma yol açtığını ileri sürüyor." dedi.
 
ABD Başkanı Barack Obama'nın eşi Michelle Obama'nın 'içerisinde mısır şurubu ihtiva eden ürünleri tüketmeyeceği ve çocuklarına vermeyeceği' yönündeki açıklamasını dikkatte almak gerektiğini kaydeden Akçıkgöz, sözlerine şöyle devam etti: "Yapılan araştırmalara göre, obezite özellikle son 20 yılda, bütün dünyada süratle artıyor ve bir salgın hastalık gibi yayılıyor. Bu salgından Türkiye'de etkileniyor. Kadın nüfusun yaklaşık üçte biri, erkek nüfusun da yaklaşık beşte biri obez. Toplumun daha sağlıklı olması ve sağlıklı beslenmesi için Ziraat Mühendisleri Odası olarak üretici firmalara ucuz şeker yerine sağlıklı olan pancar şekerini kullanmalarını, tüketicilerin de tatlı yiyecekler ve gazlı içecekleri tüketirken içerisinde mısır şurubu yerine pancar şekeri kullanılan ürünleri tercih etmelerini öneriyoruz."

Farklı ülkelerdeki insanların haftalık gıda masrafları ; düşündüren fotoğraflar

Dünyanın çeşitli ülkelerinden aileler bir haftada neler yiyor? Haftalık yiyecek içecek harcamaları ne kadar? “Aç Gezegen / Hungry Planet” kitabından kareler nelere sahip olduğumuzu hatırlatıyor.

Japonya: Kodaira şehrinden Ukita ailesi
Bir haftalık gıda harcamalarının tutarı: 317.25 ABD Doları

İtalya: Sicilya’dan Manzo ailesi
Bir haftalık gıda harcamalarının tutarı: 260.11 ABD Doları
                    
ABD: North Carolina eyaletinden Revis ailesi
Bir haftalık gıda harcamalarının tutarı: 341.98 ABD Doları

Meksika: Cuernavaca’dan Casales ailesi
Bir haftalık gıda harcamalarının tutarı: 189.09 ABD Doları
 Polonya: Konstancin-Jeziorna’dan Sobczynscy ailesi
 Bir haftalık gıda harcamalarının tutarı: 151.27 ABD Doları
                                                     
Mısır: Kahire’den Ahmed ailesi
Bir haftalık gıda harcamalarının tutarı: 68.53 ABD Doları
 Ekvator: Tingo’dan Ayme ailesi
 Bir haftalık gıda harcamalarının tutarı: 31.55 ABD Doları

Butan: Shingkhey köyünden Namgay ailesi
Bir haftalık gıda harcamalarının tutarı: 5.03 ABD Doları
Çad: Breidjing kampından Aboubakar ailesi                                                                                        Bir haftalık gıda harcamalarının tutarı: 1.23 ABD

Aydın 'da Gıda Kontrolleri

Aydın'da Ocak ayı içerisinde gıda denetimlerinde gıda üretim yerlerinde yapılan denetim ve kontroller sonucunda mevzuata uygun olmayan 4 (Dört) adet işletmeye toplam 22 bin 892-TL idari para cezası kesildi.

Aydın'da Ocak ayı içerisinde gıda denetimlerinde gıda üretim yerlerinde yapılan denetim ve kontroller sonucunda mevzuata uygun olmayan 4 (Dört) adet işletmeye toplam 22 bin 892-TL idari para cezası kesildi.
Konu ile ilgili Aydın Valiliği'nden yapılan açıklamada; "İl Tarım Müdürlüğümü'zce Ocak ayı içerisinde, 5179 sayılı "Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun" ve 5996 Sayılı "Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu" hükümleri doğrultusunda gıda satış ve toplu tüketim yerleri ile üretim yerleri, İl ve İlçe Tarım Müdürlüğü Gıda Kontrolörlerince denetime tabi tutulmuştur.
İlimizde toplam, 1.341 adet gıda üretim yeri, 9.820 adet gıda satış ve toplu tüketim yeri bulunmakta olup, Ocak ayında gıda üretim yerlerine toplam 179 adet, gıda satış ve toplu tüketim yerlerinde ise 550 adet denetim gerçekleştirilmiştir. Gıda üretim yerlerinde yapılan denetim ve kontroller sonucunda mevzuata uygun olmayan 4 (Dört) adet işletmeye toplam 22.892-TL idari para cezası kesilmiştir. Gıda satış ve toplu tüketim yerlerinde yapılan denetim ve kontroller sonucunda ise mevzuata uygun olmayan 10 Adet işyerine toplam; 26.000-TL idari para cezası kesilmiştir

Organik Gıdalar Fuarında Lideriz

Nürnberg'deki Biofach Fuarına 22 Türk Firması Katıldı.

Nürnberg'deki BioFach fuarına 12'si Ege İhracatçılar birliğine üye olmak üzere 22 Türk firması katıldı. Türkiye'nin 100'ün üzerinde ülkeye ihracat yaptığı açıklanırken, yıllık cironun 200 milyon dolar olduğu belirtildi.

Almanya'nın Fuar şehri Nürnberg'deki 19 Şubat tarihine kadar sürecek Uluslararası BioFach 2011 ( Doğal Gıdalar Fuarı)dün kapılarını açtı. Fuara 80 ülkeden 2 bin 500 firma katılırken, Türkiye bu fuara, başta Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı Ege İhracatçılar Birliği bünyesinde 12 firma olmak üzere 22 firma ile katıldı.

Türkiye'nin organik ülkeler arasında bulunması nedeniyle Türk firmaları ilgi gören ülkelerin başında yer aldı. Fuara katılan firmalarımızın yanı sıra 200'ü aşkın Türk işadamı da fuarı gezerek, bigi alışverişinde bulundu.

AVRUPANIN EN BÜYÜK TEDARİKÇİSİYİZ
Fuara Ege İhracatçılar birliği bünyesinde katılan Işık Organik Tarım Firması Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Işık, Türkiye'nin, üzüm,kayısı ,incir ve fındık alanında dünya lideri olduğunu belirterek,yaklaşık 100'ün üzerinde ülkeye ihracat yaptıklarını belirtti. Işık, dondurulmuş ürenler ve meyve sektöründe de ileri seviyede olduklarını kaydederek, Türkiye'nin dünyanın en büyük tedarikçisi olduğunu anlattı.

BAKTAT FİRMASI 1500 TIR DOLUSU İHRACAT YAPIYOR
Fuara katılan tanınmış Türk firmalarından Baktat firması sahibi Mustafa Baklan ise, Türkiye'den yıllık, 1500 TIR dolusu ihracat yaptıklarını anımsatarak,10 yıl öncesinden Avrupa'ya açıldıklarını ve Avrupa'nın en önemli gıda firması olduklarını vurguladı.Baklan, 2 binin üzerinde çeşitleri olduğunu belirtti.

Fuara katılan Türk firmaları şöyle:
Yaban Food, Aegean Exportes, Tiryaki Agro, Elite Naturel, İnterorganik, Etna Gıda, Karahan Flour, Laleli Bbagu, Osman Akça, Kybele Gourmet, Nimex Organcs, Baktat Food, Elmas Dış Ticaret, sanekş Dried, Işık Tarım Ürünleri, Göknur Gıda, Treko Tarım, Ekoturka Tekstil, Agrasol Dış Ticaret, Penkon Gıda, Alif Group ve Orimpex Tekstil.

Gıda Sektörüne Önemli Uyarı

MÜSİAD Berlin Gıda ve Gastronomi Sektör kurulu, Berlin Türkevi'nde HACCP- Tehlike Analizi ve Kritik Kontrol Noktaları konusunda uzmanlarla Işadamlarını bilgilendirdi.

Geçtigimiz sene içerisinde MÜSİAD Berlin tarafından, sektörlerin sorunlarına daha yakından eğilmek amacı ile kurulan sektör kurulları 2011 yılı çalışmalarına başladı. "MÜSİAD Berlin Gıda ve Gastronomi Sektör Kurulu dün (15. 02. 2011 ) Berlin Türkevi’nde "HACCP- Tehlike Analizi ve Kritik Kontrol Noktaları konusunda, sektörde faaliyet gösteren işadamlarını ve çalışanlarını yakından ilgilendiren bir seminer düzenledi.

Yüksek Gıda Mühendisi Gürsel Ülber ve Ekonomi Mühendisi Üzeyir Yenigün tarafından sunulan seminere gıda sektöründe faaliyet gösteren işadamları ile MÜSİAD Berlin üyelerinin yanısıra, T.C Berlin Büyükelçiliği Başkatibi Hakan Karaçay, Ticaret Müşavirliğinden Cemo Akdemir ve Berlin Muavin Konsolosu Mert Doğan ile birlikte MÜSİAD Berlin Başkanı Veli Karakaya’da iştirak etti.


Programın açılış konuşmasını yapan MÜSİAD Berlin’in sektörlerden sorumlu Başkan Yardımcısı Hasan Babur, katılımcıları selamlarken, gıda sektöründe faaliyet gösteren birisi olarak HACCP ve insan sağlığının önemine dikkat çekti, bu konularda sektördeki işadamlarımızın ve çalışanlarının bu tür eğitimlerden yararlanmalarının gerekliliğini vurguladı. Hasan Babur ayrıca kısa zamanda açılışı yapılacak olan MÜSİAD Berlin’in yeni bürosunun müjdesini verirken, gıda sektöründe zorunlu olan ‘’Sağlık Kartı ve HACCP’’ eğitimlerinin uzmanlar aracılığı ile Türkçe olarak MÜSİAD Berlin’in yeni bürosunda verileceğini açıkladı. İşadamlarımızın bu konular ile ilgili olarak MÜSİAD Berlin’e info@muesiad-berlin.de adresi aracılığı ile veya telefonlarla başvurabileceklerini belirtti.
 
Daha sonra kürsüye gelen Gürsel Ülber ve Üzeyir Yenigün işadamlarına HACCP konusunda bilgi verdi. Aynı zamanda ekonomi hukukçusu olan Üzeyir Yenigün konunun hukuki boyutuna değinirken HACCP nin tarihçesi hakkında şu bilgileri verdi;

İlk olarak 1959-1960 da NASA Tarafından Astronotlar için güvenli gıda üretmek amacıyla ortaya çıkan HACCP’in  daha sonra 1963 yılında  Dünya Sağlık Örgütü(WHO) ve CAC (Codecs Allimentarius Commısıon)  tarafından prensipleri yayınlanmıştır. Tehlike Analizi ve Kritik Kontrol Noktaları (HACCP) güvenli bir gıda yönetim sisteminin gerekliliklerini tanımlayan bir yaklaşımdır.

Üzeyir Yenigün HCCP Konusunda ayrıca şu noktalara değindi; Tüketime sunulan her gıda ürününün ancak çok küçük bir miktarını analiz edebilme durumu göz önüne alındığında sürekli analiz sisteminin insan sağlığı açısından yalnız başına tam bir  güvence sağlamadığını bilmek gerekir. Bu sebeple tüm işlem  aşamalarını daha sistematik bir şekilde ele alan ve önleyici nitelikte bir metoda ihtiyaç duyulmaktadır.


Sahte Zeytinyağı İle Mücadele Sonuç Verdi

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) ile birlikte 17 sivil toplum örgütüyle hileli ve sağlığa zararlı zeytinyağına savaş açan Zeytindostu Derneği, 5 aylık mücadelesinde 41 çeşit ürünü market raflarından indirtti.
'El Ele Zeytinyağında Yüzde 100 Güvence Projesi' kapsamında tüketici şikâyetleri göz önüne alınarak market raflarından toplanan 82 natürel sızma zeytinyağı numunesinden 41'inin, Türk Gıda Kodeksi Zeytinyağı ve Pirina Yağı Tebliği'ne uygun olmadığı tespit edildi. Denetim ve uyarıların ardından ikinci turda alınan 38 numunenin tamamının Türk Gıda Kodeksi'ne uygun olduğu belirlendi. Projenin sonuçlarını, düzenlediği basın toplantısıyla duyuran Dernek Başkanı Metin Ölken, "Bu projeyle sektörümüze çekidüzen vermeye başladık. Gıda alanında örnek bir otokontrolle kendi bahçemizi temizlemek istedik." diye konuştu.
 
Zeytin üreten tüm bölgelerdeki sivil toplum örgütlerinin desteğini alarak projeye başladıklarını ve özellikle zincir marketlerde çok önemli adımlar attıklarını aktaran Ölken, her kesimin bilinçlenmesiyle sistemin daha iyi oturacağını söyledi. Ölken, "Projemizde hiçbir kurumu karalama veya ayrıcalık sağlama amacında değiliz. Öyle bir irade ortaya koyduk ki, özeleştiri sağlayarak otokontrol yaptık." dedi. Dernek, bu projeyle bir yandan haksız rekabetin önüne geçmek, diğer yandan da tüketiciye sağlıklı ürünler sunmayı amaçlıyor. Proje kapsamında Metro, Migros, Tansaş, Şok, Makrocenter ve Pehlivanoğlu zincir marketleriyle işbirliğine giden Zeytindostu Derneği, numune alınan markaların isimleri hakkında bilgi vermedi. Bu mağazalarda satılan zeytinyağlarının kendileri tarafından analiz edildiğini hatırlatan Ölken, analizlerinin devam edeceğini ve vatandaşın sağlığıyla oynayan firmaların isimlerinin bir sonraki değerlendirme toplantısında açıklanacağını vurguladı. Zeytindostu Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Aydın Ticaret Borsası Laboratuvar Genel Müdürü Ülkü Ülken ise bundan sonra diğer marketlerle görüşmeye devam edeceklerini, projenin ikinci aşamasında firmalara yönelik kalite kontrol çalışması yapacaklarını belirtti. Ülken, kontrolden geçen her ürüne 'Zeytindostu' kalite logosu vereceklerini, tüketicinin bu logoyu gördüğünde zeytinyağının güvenli olduğundan ve kontrolden geçtiğinden emin olacağını kaydetti.
TİM Başkan Vekili ve Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Başkanı Ali Nedim Güreli de, 'bile bile' sahte ürünlerin satışına göz yumulduğuna dikkat çekti. Bununla mücadele için kendi sektörlerinde birkaç arkadaşlarıyla verdikleri mücadele ile sahteciliğin önüne geçtiklerini belirten Güreli, "İşte sivil toplum bu demektir. Sektörümüzdeki sahteciliği bu mücadelemizle yüzde 10 seviyesine indirdik. Türkiye'de birçok gıda ürününde sahte ürün üretiliyor. Ve bunun üstüne gidilemiyor. Zeytindostu Derneği'nin hallettiği bir konuyu devletin organlarının halletmeme ihtimali yoktur." diye konuştu.

ORGANİK KİMYA NEDİR?

Organik kimya temel olarak karbon ve hidrojen elementi içeren bileşikleri inceleyen bir bilim  dalıdır. Saç, cilt ve kasları meydana getiren RNA ve DNA; yediğimiz içtiğimiz gıdalar; giydiğimiz elbiseler; ve aldığımız tüm ilaçlar organik maddelerdir.

Organik kimya'nın temeli 18. yüzyıl ortalarında simyacılar tarafından atılmıştır. O tarihlerde simyacılar canlı kaynaklardan elde edilen maddeler ile minerallerden elde edilen maddeler arasında o zaman için açıklanması mümkün olmayan farklar gördüler. Bitkilerden ve hayvanlardan elde edilen bileşiklerin izole edilmesi ve saflaştırılması çoğu kez zordu. Bu maddeler saf olsalar dahi, bunlar ile çalışmak kolay iş değildi ve mineral kaynaklardan elde edilen bileşiklere nazaran bozulmaya daha fazla yatkınlardı. İsveç'li kimyacı Torbern Bergman 1770 yılında ilk defa olarak "organik" ve "inorganik" maddeler arasındaki farkı ifade etti. Bu tarihten sonra "organik kimya" sözcüğü çok kısa süre içinde canlı organizmalardaki bileşiklerin kimyası manasına ulaştı. O yıllarda, kimyacıların çoğu organik bileşiklerde canlı kaynaktan gelen "yaşamsal kuvvet" (vital force)'in organik ve inorganik bileşikler arasındaki farkı yarattığını düşünüyorlardı. Bundan dolayı, kimyacılar organik bileşiklerin inorganik bileşikler gibi laboratuvarlarda elde edilemeyeceğini ve bu bileşikler ile deney yapılamayacağına inanıyorlardı. Dolayısıyla, organik kimyanın gelişmesi çok gecikmiş oldu.

Michel Chevreul (1786-1889) 1816 yılında hayvansal yağ ile alkalileri reaksiyona soktu. Elde edilen madde bildiğimiz sabun idi ve sabun bir kaç saf organik bileşiğe ayrılabildi. Bu maddelere "yağ asitleri" adı verildi. Böylece, ilk kez bir organik madde (yağ) dışarıdan bir itici güç (yaşamsal kuvvet) olmadan diğer organik bileşiklere (yağ asitleri) dönüştürülmüş oldu.

Friedrich Wöhler (1800-1882) 1828 yılında inorganik bir tuz olan amonyum siyanatı daha önceleri bilinen organik bir madde olan üreye dönüştürerek "yaşamsal kuvvet" kuramını iyice çürüttü.

Kimyacıların çoğu 19. yüzyıl ortalarında "yaşamsal kuvvet" kuramını terk etmişlerdi. William Brande 1848 yılında organik ve inorganik kimya arasında keskin bir hat çizilemeyeceğini belirtmiştir. Kimya bugün birleşmiş durumdadır. En basit inorganik bileşikleri açıklayan temel bilimsel ilkeler en karmaşık organik bileşikleri de açıklayabilmektedir. Bununla birlikte, tarihsel nedenlerden dolayı organik ve inorganik kimya arasındaki bölünme kendini hala hissettirmektedir

Gıda Güvenliği ve Kalite

Gıda güvenliği, sektörümüzde asla ödün verilmeyecek bir konu olmakla birlikte, ürün kalitesinde de en belirleyici parametredir. Peki, bugün gıda işletmelerinin dolayısıyla tüketicilerin bir anlamda sigortası olan “Kalite Yönetim Sistemleri” ve “Gıda Güvenliği Yönetim Sistemleri” gibi kalite sistemlerinin daha yerleşmediği bundan 15–20 yıl öncesinde nasıl sağlanırdı gıda güvenliği? Daha ötesinde, 1850’li yıllardan bugünlere gelen bir gıda işletmesi bu durumu nasıl sağlamış olabilir?


Kebapçı İSKENDERâ-Yavuz İskenderoğlu; farklılığını, güvenini, markasını ve lezzetini korumak, bugünlere taşıyabilmek adına ilk günden bugüne, tek bir şeyi kendine görev edindi: “Müşteri Odaklılık”. Bugün müşteri odaklılık dediğimiz sistemin temel şartı, o günlerde müşteriye gösterilen ilgi, sevgi, yakınlık yani en iyi hizmeti verebilme gayretinden başka bir şey değildi. HACCP veya ISO 22000 gibi “Gıda Güvenliği Yönetim Sistemi” kavramlarının olmadığı o günlerde, bir şey vardı aslında; “Yemediğini Yedirme!” prensibi. Belki bir sistem değildi ancak, sadece bu prensibi önemseyenlerin uyguladığı, birçoğunun önemsemediği, denilebilir ki sektörün dünyadaki ilk kalite sistemini öğretmişti atalarımız bizlere.


Yavuz İskenderoğlu’nun başarılı çalışmaları neticesinde, 1999 yılında başta Avrupa Birliği ülkeleri ve Amerika olmak üzere tüm dünyada “Kebapçı İSKENDERâ-Yavuz İskenderoğlu” markasının, marka hakları tescillenmiştir.


Yaklaşık bir buçuk asırdır kalite ve lezzetinden hiç ödün vermeyen İskender Döner Kebabı, Kebapçı İSKENDERâ-Yavuz İskenderoğlu markası altında üretim ve hizmetlerinde dünya standartlarını da sağlayarak, ISO 9000 “Kalite Yönetim Sistemi” ile HACCP (TS–13001) “Gıda Güvenliği Yönetim Sistemi” belgelerini 2005 yılında almıştır. Bu durum “Döner Üretimi ve Sunumu” alanında Türkiye’de bir ilki yaşatmıştır. Aynı belgeleri Quality Assurance International’dan da alarak dünya markası olmanın gereğini yerine getirmiştir.


Bu doğrultuda “Gıda Güvenliği ve Kalite Yönetim Sistemleri” uygulaması ile sistem performansı periyodik olarak gözden geçirilir ve sürekli olarak gelişmesi sağlanır. Bu amaçla oluşturulan ürün güvenliği politikasınca, Kebapçı İSKENDERâ-Yavuz İskenderoğlu çalışanları tarafından, tüketicilerimize karşı sorumluluğumuzu yerine getirmek adına aşağıda belirtilen kurallar titizlikle uygulanmaktadır;

·        Türk Gıda Kodeksinin tüm gıda işletmelerinde 31 Mart 2006 itibariyle zorunlu kıldığı HACCP kuralları, üretim ve sunumda uygulanmaktadır.
·        Kalite konuları ile ilgili tüm ulusal ve uluslararası genel ürün güvenliği ile ilgili kanun, yönetmelik ve standartlara uyulur.
·        Tüm sistemde iyi imalat/hijyen uygulamaları (GMP/GHP) ve Standart Sanitasyon Operasyon Prosedürleri (SSOP) uygulanmaktadır.
·        Ürünlerimiz HACCP prensiplerine göre test edildiğinden, kontrolsüz hiçbir mamul tüketime sunulmamaktadır.
·        Hammadde temininden, üretim, depolama, dağıtım ve sunuma kadar geçen zincirde gıda güvenliği sağlanır.
·        Hammadde alımında gıda mevzuatının öngördüğü şartlarla birlikte tarafımızca belirlenen “Hammadde Kabul Kriterleri”ne uyum aranır.
·        Etlerin kabulünde PH ve ısı kontrolleri muhakkak yapılır.
·        Üretimin her aşamasında ve kritik kontrol noktalarında; insan sağlığı, gıda emniyeti ve hijyen standartlarının sağlanması için aynı titizlikte yapılan kontroller, sağlıksız ürünlerin üretilmesini engeller.
·        Bünyemizde çalışan gıda mühendisi ve veteriner hekimler aracılığıyla Kebapçı İSKENDERâ-Yavuz İskenderoğlu şubelerinde yapılan planlı ve plansız denetimler yanında, bağımsız gıda denetim firmaları marifetiyle de sistem sürekli iyileştirilerek hiçbir şey şansa bırakılmamaktadır.
·        Her şeye rağmen istenmeyen bir durumla karşılaşıldığında analizlerin yapılabilmesi adına, takılan her döner şişinden alınan şahit numuneler soğuk şartlarda 72 saat muhafaza edilir.
·        Ürünün kaynağı, nereden geldiği, tarihçesi, nasıl hazırlandığı bilinmekte ve et, tereyağı, pide, sos, yoğurt gibi kullanılan tüm ürünler, üretimin ilk aşamasından sunumuna kadar her an adım-adım izlenebilmektedir.
·        Her an kebap pişme sıcaklığı, kontrol listelerine kayıt edilerek bunun denetimleri yapılır.
·        “İskender döner kebabı”; doğal besi ortamlarında yetiştirilen hayvanlardan elde edilen kaliteli etler ile herhangi bir gıda koruyucusu yada aroma ve terbiye adı altında hiçbir katkı maddesi kullanmaksızın dünya standartlarına uygun bir şekilde üretilmektedir.
·        Çalışanlarımıza mesleki eğitim yanında hijyen, kalite, HACCP ve “Kebapçı İSKENDERâ-Yavuz İskenderoğlu Kültür” eğitimleri planlı olarak verilmektedir.
·        Tedarikçiler; daha ucuz mal ve hizmet veren kuruluşlar arasından değil aynı felsefeye sahip firmalar arasından seçilir.
·        Aralıklarla yaptığımız tedarikçi tetkik ve değerlendirilmeleri, tedarikçilerimizin iyileşmesine fırsat yaratmaktadır
·        Temizlik ve dezenfeksiyonda dünya markası ürünler kullanılırken, temizlik ve dezenfeksiyonun etkinliği belli aralıklarda yapılan analizlerle ölçülmektedir.
·        Pest mücadele konusunda profesyonel firmalardan destek sağlanırken, yapılan tüm zararlı mücadelesi kayıt altına alınmaktadır.
·        Çalışan tüm personelin sağlık kontrolleri periyodik olarak yapılmaktadır.
·        Ürün Güvenliği Politikası ve HACCP sisteminin yürütülmesinden tüm firma çalışanları sorumludur.

Nmyo’nda Gıda Güvenliği Ve Yönetim Sistemleri Konulu Poster Sunumu Yapıldı

Narman Meslek Yüksek Okulu Gıda bölümü 2. sınıf öğrencileri Gıda Güvenliği ve Yönetim Sistemleri konulu poster sunumu gerçekleştirdiler.

Narman Meslek Yüksek Okulu Gıda bölümü 2. sınıf öğrencileri Gıda Güvenliği ve Yönetim Sistemleri konulu poster sunumu gerçekleştirdiler.

Geçtiğimiz haftalarda Narman Meslek Yüksek Okulunda öğrenci ve Öğretim görevlilerine yönelik Ortadoğu Patent Ofisi tarafından Kalite yönetim Sistemleri semineri verilmişti.

İSO22000 ve İSO9001 kapsamında eğitim alan öğrenciler Yrd.Doç.Dr. Neslihan Dikbaş yönetiminde Gıda bölümü 2. sınıf gıda işleme programınca. Gıda kalite ve güvence standartları dersinin içeriği ile ilgili araştırma ve gözlemler ve öğrencilerin bilgi ve birikimlerini tüketiciyi bilinçlendirmek amacıyla hazırladıkları posterlerin sunumunu gerçekleştirdiler.

Yrd.Doç. Dr. Neslihan Dikbaş yaptığı açıklamada Halkın hijyen konusunda bilinçlenmesi için hijyen konulu bir panel düzenlemek amacıyla öğrencilerin eğitildiğini ve ikinci dönem yine okulumuzda halkın katılımı sağlanarak panel düzenlenecektir.

Yrd.Doc.Dr. Neslihan Dikbaş halkımızın tüketici olarak eğitilmesi için okulumuz gıdada bölümü öğrenci ve öğretim görevlilerince elimizden gelenin yapılması için çaba harcıyoruz dedi.

Öğrencilerin hazırladıkları Gıda güvenliği ve yönetim sistemleri konulu poster sunumu okuldaki diğer öğrencilerce ilgiyle izlendi.

Veteriner Hizmetleri, Gıda ve Yem Kanunu Taslağı

5179 sayılı Gıda Kanunu ile kıyasladığınızda yeni Kanun (ki tek başına artık gıda kanunu diyemeyiz!) Talimat gibi hazırlanmış, taklit ve tağşiş gibi konularda açıklama getirmesi, cezalarda kademe olayının olması ve mesai dışı çalışmalar, Bakanlığının gelir kaynaklarına değinilmesi güzel olmuş ama veterinerlik hizmetleri ile birleştirilmesi gerekiyor muydu yada bunun getirdiği faydalar ne olacak düşünmek lazım!
özellikle 5179 gibi 10 sayfalık nispeten daha basit bir Kanunun uygulanmasında yaşanan sıkıntılardan sonra yeni Kanun sonrası çıkarılacak yönetmeliklerin çok dikkatli hazırlanması gerekiyor...